Hani herkes arkadaş , hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş ; hani hiç kimse ölmemişken
Eskiden di çok eskiden….
Şubat 6, 2010
Hani herkes arkadaş , hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş ; hani hiç kimse ölmemişken
Eskiden di çok eskiden….
Şubat 2, 2010
Ocak 28, 2010
“Efendim”
Benim efendim , Ben sana bendim !
Bir üfledin de Yıkıldı bendim.
Ben ki, denizdim,Dağbaşı bendim.
Şimdi sen oldun,Âleme pendim.
Benim efendim !
Benim efendim ,Feza levendim !
Ölmemek neymiş;Senden öğrendim.
Kayboldum sende,Sende tükendim!
Sordum aynaya:Hani ya kendim?
Benim efendim !
Benim efendim , Emri yüklendim!
Dağlandım kalbtenVe mühürlendim.
Askerin oldum,Başta tülbendim;
Okum sadakta,Elde kemendim.
Benim efendim.
(Necip Fazıl , 1978)
Seslendiren: Hasan Sağındık
Ocak 21, 2010

Karınca kararınca yorgunluk
Kor ateş değil bu yağmurun tuzu
Yakıyor yamanmış yaraları
Tozlanmış eski fotoğraf albümleri
Ve yalanlanmış hikayeleri
Elde var “hiç”
…
Ocak 19, 2010

Zorlarsınız bâzen
Var gücünüzle açmaya çalışırsınız
Kapılar yavaş yavaş kapanırken
Gururunuzu ve birsürü şeyi hiçe sayarak hem
Vazgeçmek zor geldiği için
Geçemediğiniz için birşeylerden
Hatırâlardan , hatırdan
Satır arasında muhaffaz kalanlardan…
Geçemezsiniz işte
Oyalanırsınız kapı eşiğinde
Hiçbirşey olduğunuzu kabullenemeden
Oysa kabullenmek o kadar zor değildir belki de
Belki de bırakmak ;
Ve usulca sırtınızı dönmek gerekirken
İçinizdeki ses “değil , öyle değil” der
“Vakitsizlik vuruyor sadece öyle değil..”
Çocukça inanırsınız o mânâsız sese
Belkide aslında sizin uydurduğunuz
Sonra kendinizin dahi inandığı
O yalancı ses…
Bir süre çırpınırsınız
Unutmamak , uzaklaşmamak için
İçinizde kalan sevgi için
Hiç bilmedikleriniz
Ve tüm bildikleriniz için
Siz çırpındıkça kayıp gider ellerinizden
Tutamazsınız terler avuçlarınız
Kaybetmenin telaşı avuçlarınızdan dökülür
Süre uzadıkça umutlarınız tükenmeye başlar
Her sabah tazeledikçe üstelik siz…
Yavaş yavaş kuruduğuna şâhit olursunuz umutların
İncecik bir sızı bulur yüreğinizi
Hiç ses etmeden içinize akar birşeyler
Erken desenizde inatla
İnanmaya başlarsınız “vakit tamamdır” sedalarına
Sessizce gözlerinizden bir yıldız kayar
Dilek bile tutmazsınız
Tutunmazsınız da
Bilerek bırakırsınız ellerinizi
İçinizdeki ses çoktan susmuştur artık
Öfke bile duymadan ardından gülümseyerek
Başladığınız yere dönersiniz
Hiç olmamışcasına…
Var ve yok hesapları yapmadan
Yoklukları yolluk yaparak heybenize
Tüm varları olduğu yere bırakarak
sadece gidersiniz…
uzaklaşır önce siluetiniz
Ve sonra ufuk çizgisinde durup
Ardınıza son kez baktığınızda
Herşey bitmiştir artık….
“Gökyüzü âmâ bir ressam , yeryüzü lâl bir bestekârdır
Ve her varlık bir yokluğa mihmândır
Cellatların bile bir kalbi ;
En merhametlinin dahî ellerinde kan lekesi saklıdır”
Ocak 17, 2010
Kurşun gibi dökülüyorsunuz gözümden
Taneler ve Sen…!
Aralık 24, 2009
Çocukluğumda;
Dedem , bahçede ki incir ağacını kestiğinde ne çok ağlamıştım…
Dallarına kurduğumuz salıncakları kesmişti
Gölgesinde birkaç zeytin , evden aşırdığımız ne varsa işte
Bolca kahkaha eşliğinde ettiğimiz piknikleri
Her defasında çıkarken zorlanmayıp inerken illa düştüğümüz
Ve ninemin “incirden düşen yaşamaz” söylenmeleri arasında
Korkusuzca usanmadan tırmandığımız ağacı…!!
İncirden düşmeyende yaşamıyordu oysa
Çocukken düştüğümüz ağaç bile ölmüşken
Biz yaşadık..
Salıncaklar kurduk yine her bulduğumuz ağaç dalına
Su tabancalarını doldurmak için eve gizlice girip
Yakalanmadan çıktığımız her seferde kahraman edasındaydık…
Her oyun ya kavgayla biterdi “ya kavgayla” biterdi
Yinede oyun oynamaktan vazgeçmedik
Vazgeçmeyi henüz öğrenmemiş,
Gözyaşlarımızı hüzne emanet etmemiştik
Çocuktuk ve sonra birden uyanıverdik..
Salıncaklardan , küsküsüz kavgalardan
Cephanesi safî su olan silahlardan uzak
Bambaşka bir dünyaya….
“Masal ve misal
İkisi arası bir rüya…”
Aralık 23, 2009

Yaşamak istemişti tüm düşler.
Taş yığınları gibi sert
Deniz gibi yaşamak demişti düşler.
Beyazlığını silmek için tüm sayfaların
Yazmak var ya….!!
Ali İsmailoğlu…
Aralık 16, 2009

Kuzgunî siyah
Olmayanı , varmış gibi sahiblenmektir yaşamak
Her akşam bitirdiklerine her sabah yeniden başlamak
Yâr , yâren diye hizaya dizdiklerini
Başka yollara ve olmadık limanlara uğurlamak
Kan damlamaz yaraların , demirden sargıların hikayesini
Durmaksızın okumak
Ve kulaklarını tıkamak gibidir okuduklarına
Zor iştir velhâsıl duymadığını anlamak…
Ateşlerde yürürken gülümsersin delice
Hani derler ya “her kişi değil er kişi” niyetine
Yaşayamazsan bile çaresiz çekersin içine
Yüreği olmak ; binbir dileği olmaktır yaşamak
Ne ağlamaktır çokça ne de tebessüm etmektir olura olmaza
İkisi arasında kalmaktır , kaldıramadıklarınla
Yorulmak ve yorgun düştüğü yerde vurulmaktır
Kendi gölgeni bile vurmaktır bazen kaçamadığında
Ve yaşamak en çok unutmaktır…
Unutamadıklarını sıkıca tutmak
Tutulduklarını özgür bırakmaktır…
Tek kendini azad etmezsin
Kurşun değer en derinde sakladıklarına
Kırılıverir tutunduğun dal ,
Paramparça olur sırtını yasladığın dağ
Gözlerini kaparsın sıkıca ıslanır kirpiklerin
Ses verir iç’in….”dayan”
Kımıldamazsın…!!
Kan lekesi olur gözlerin damlarken avuçlarına
Düşürürsün yüreğini can kırıklarına..
Kandan beter bir renge boyanır gökyüzü
Can lekesidir işte bu ;
Siyahın en koyu hali ve tüm mavilerin faili…
Ve yine iç’indeki ses umutsuzca seslenir
“Açma gözlerini…!!”
Aralık 12, 2009
Alışırım zanettim yokluğundan acılanmam
Vazgeçmek zor senin o büyülü , tuhaf sıcağından
Dön demeye utanırım zavallı korkularımla
Arkasına saklandığım gururumdan..!!